Şubat 23rd, 2008

Bir Tantana Kemal vardı. Adanaspor tribünlerinin en renkli yüzlerinden biriydi. Maç boyunca tribünlerde gezerdi. Pek konuşmazdı. İnsan irisi bir arkadaştı. Ve en önemli ayrıntı, Tantana Kemal o iri gövdesiyle, tribün uğultusu eşliğinde enteresan taklalar atardı. Bacağında şalvarla dolanırdı. Taraftarı galeyana getireceği zaman ayaklarını yere hızlı hızlı vurur, taraftarı bu ritüele davet ederdi. Tribünler de bu davete icabet ederdi. Ve 5 Ocak’la sınırlı 4.5 şiddetinde bir deprem yaşanırdı Adana’da. Sonra Tantana Kemal de kayboldu tribünlerde deprem hissini veren tantana da. Hayat değişir, insanlar değişir, tribünler değişir, zaman denen hızlı nehir alır her şeyi götürür. Ki mevzuumuz futbolken, geriye Adanaspor tribünlerinin efkarlı hikayeler yani Adanaspor kalır.
Şubat 22nd, 2008

90′lı yılların başı. Adanaspor açısından tatsız tuzsuz zamanlar. Tribünlerde, her koşulda Adanaspor’u takip etmeyi kendine bir tür amaç edinmiş insanlar var. Artık birbirine aşina yüzler oluşuyor bu müdavimlikte. Herkes zamanla tanış oluyor. Öfkeler, sevinçler klasik bir tribün muhabbetinde birbirine karışıyor. Bir Yahya‘mız vardı o vakitlerde tanıdığımız. Tüm Adanaspor tribünlerinin bildiği Yahya… Bir rahatsızlığından dolayı kelimleri tam söyleyemez, ama hiddetlendiğinde de hakeme filan veryansın etmeyi ihmal etmezdi. Biz onun ne dediğini anlar, daha doğrusu hisseder alkışlarımızla Yahya’yı desteklerdik. Adanaspor’u en saf duygularla sevmenin en somut örneğiydi o. Bir pazar günü maçtan önce bir anons yapıldı. Bu ne tribünleri hizaya sokmanın, ne hakemlerin, ne takım kadrolarının ne de başka bir şeyin anonsuydu. Kederli bir sonbahar gününde bir veda anonsuydu bu. Yahya’nın öldüğü duyuruluyordu. Boğazımız düğümlendi. Yahya gitmişti. Kalktık alkışladık. Bir tribüncü bir diğer tribüncüyü başka nasıl uğurlayabilirdi ki?..
Şubat 22nd, 2008

Bu bir Adanaspor tribün güncesidir. Tribündeki hayatın kaydı tutulur. Adanasporluların takımlarına dair maceraları hikaye edilir. Şehrituruncu bizim olanı anlatır. Bazen keyifli, bazen kederli ama hep anlatır, ısrarla anlatır, seve seve anlatır. Bir hayal veya rüya gibi değil, hayatın kendisi olarak anlatır. Şehrituruncu/Adanaspor Tribün Güncesi…
Şubat 22nd, 2008

Futbola giden yolu giden yolu kapatmanın bir başka şekli de onu televizyonlara hapsetmektir. Futbolun hayatına dayanan sayısız küçük hikayeler ancak ve ancak tribünlerde yazılır. Yoksa televizyonlarda sonu gelmez pazarlıklara, hesaplara, hesaplaşmalara, gevezeliklere, dalaverelere dönüşerek insanından (ki bu insandan kastımız tribüncülerdir) uzaklaşıp bir ‘piyasaya’ nesnesi olmaktadır. Kurtuluş yalnızca tribünlerdedir. Futbol ağaları bunun farkına elbet varacak, ama kızılderili reisin dediği gibi iş işten geçmiş olacak ve beyaz adamın elinde sibobu içine kaçmış işe yaramaz bir futbol topu hayaleti kalacak.