Archive for
Nisan, 2008
Nisan 10th, 2008

Bizim Suntay da iyi Adanasporlulardandır. Yine bir maçtayız. Adanaspor-Yozgat maçı. 2.ligdeyiz. Güney kalearkasındayız. O zamanlar tribünler arsında tel mel yok. Derken efendim 1-0 mağlup duruma düşüyoruz ve Adanaspor’a dair batıl inançlarımız devreye giriyor:
-Hadi oğlum burası yaramadı. Yer değiştirelim.
Biz maratona doğru Arjantin köşeye geçiyoruz. Gol ve 1-1. Tabi o zamanlar “Adana turuncudur Ooleey” yok. Dolayısıyla böyle bağıramıyoruz. Ama sonra ayak mı değiştiriyoruz acaba, kalemizde bir gol daha: 1-2. İlk yarı öyle bitiyor. Birbirimize bakıyoruz. Evet, 2. yarı maratona geçilecek. Dakika 70 civarı bizden bir gol 2-2. Ama bize galibiyet lazım. O halde yer değiştirmeye devam. Derken soluğu kuzey kalearkasında alıyoruz. Ve maç Adanaspor’un 3-2 galibiyetiyle bitiyor.
Ve şu son maç, Adanaspor-Karabük maçı… Kapalıdayız. Oturduğumuz yeri bir türlü benimseyemiyoruz. Arada kalabalıkta Suntay’ı mı görüyorum ne, sonra kalabalıkta kayboluyor o iri gövdesiyle. Yağmur bastırıyor. Kaçanlar üst kapalıya geliyor. Biz alta geçip ordan fotoğraf çekelim diyoruz. Yağmur çok çok ıslatır eritmez ya. Bir de ne göreyim. Üç beş dakika sonra yan tarafımda Suntay. Ve maçı, bu yer değiştirmelerden sonra 3-2 kazanıyoruz. Ama bu sefer “Adana turuncudur ooleey…” diye bağırıyoruz.
Nisan 9th, 2008

Bu fotoğrafta sevgi var, saygı var, dayanışma var, inanç var, sahiplenme var…hasılı Adanaspor’un şampiyonluğu için gereken her şey var…Futbolcu başkanını omuzlarına alıyor. Bu sahne sadece içtenliğin ve dostuğun olduğu mekanlarda yaşanır. Yalnızca profesyonellik deği bu iş, Adanaspor camiasında amatör bir heyecana bürünüveriyor işte. Belleğimizde şampiyonluk karesi kadar güzel bir yer bırakan bir fotoğraf…

Nisan 8th, 2008

Henüz lise öğrencisiyiz. Bir çarşamba günü okuldan kaçıp Adanaspor-Beşiktaş kupa maçına gidiyoruz. Takımın hali vahim. Çok kötü oynuyoruz. Yanımızda bir amca bağırıyor, çağırıyor, takıma hiddetleniyor. En son dayanamıyor, “Ulan!” diyor “Allah hepinizin belasını versin!” şeklinde lanetini tamamlıyor.
Müdahale etmiştik. “Baba yapma, Allah belanızı kaldırsın de ki takım biraz düzelsin.” Amca bize şöyle bir bakmıştı. Yaklaşımımızı belli ki takdir etmişti: “Haklısınız yeğenler.” demişti mahcup bir gülümsemeyle.
O noktadan sonra biz maçı 5-0′dan 5-1′e getirmiştik. Ötesine zamanımız yetmemişti.
Nisan 6th, 2008

Bize göre en güzel tribün fotoğrafları. Ki bu maçta Adanaspor taraftarı yalnızca takımını destekledi ve çok güzel destekledi…Hep böyle kal…
Nisan 6th, 2008

Pankart ve içerik. Yalın ve net. Bir adanaspor.org organizasyonu. Ellerine sağlık, emeklerine minnet. Temenniden çok gerçek… Şampiyon…Adanaspor… Yan yana olmaya mayil iki kelime. Birbirlerine ne çok yakışıyorlar: Şampiyon…Adanaspor…
Nisan 6th, 2008

Adanaspor Karabük’ü yine yendi ve şampiyonluk yarışından kopmadı. Ve minikler de böyle seviniyordu. Bu sevinç işin daha başlangıcı. Sizin için devamı var ufaklıklar…Soldan sağa: Toprak, Caner ve Arda…
Nisan 5th, 2008

Deplasmandaki maçı radyodan dinlemiş ve 90 dakika sonucunda 3 puan almış fakat biz de 3-5 kilo vermiştik heralde heyecandan. Radyo başı hakikaten zor oluyor. Neyse, yarın evdeyiz. Biz yine 3-5 kilo verelim heyecandan; ama 3 puanı alan yine biz olalım…
Nisan 4th, 2008
1.Adam: ( Herhangi bir atölyedeki bir sohbeti devam ettirmektedir. Sohbetin konusu tabi ki Adanaspor’dur. Ki kendisi de Adanasporludur. Karşıdakine sorar:) …yani şimdi Adanaspor Real Madrit‘le oynasa kim yener?
2. Adam: Kim olacak oğlum, Adanaspor yener!
1.Adam: Lan sen de abin gibi fanatiksin ha! (Bu arada 1. Adam, Adanaspor sevgisini ve ona olan inancı fanatiklik addediyor:)) Dur, Edip Abiye soralım. O mantıklı bir adam. ( Seslenir) Edip Abi!
Edip Abi: (İçeride bir yerde çalışıyordur.) Efendim!

( Bu arada, ortadaki Edip Abi’dir : ))
1. Adam: Adanaspor’la Real Madrit oynarsa kim yener?
Edip Abi: (Soru ilgisini çekmiş ve içerden gelmiştir.) Maç nerde?
Yeterince Adanasporlu olamayan 1. Adam mekândan gider ve Adanasporluluğunu, neden ben bu kadar inançlı değilim, diye sorgular, eksik olanı tamamlamak için kendini yollara vurur, bir gezgin olur. ( Ki onun en son “turuncu” giyen Tibet Rahipleri arasında görüldüğü rivayet edilir: ))

Nisan 3rd, 2008

Behçet Necatigil bir eserinde kahramanını konuşturmak için “vakt-i saati gelince” der. Çünkü zamansız edilen laflar amacını bulamadan kaybolur gider, suya yazılmış yazılar gibi… “En son diyeceğini en başta söyleme.” der büyükler. Biliriz. Bu yüzden son sözü söylemenin vakti saatini bekleriz, ki sabırlıyız.
Nisan 2nd, 2008

Biz Adanasporluların deyimine dönüştü artık bu zoru sevmek sözü. Yakıştı da. Portakal ve pamuğun Adana’ya yakışması, turuncu ve beyazın Adana’ya renk olması gibi. Zoru sever oyunu bozarız… Nasıl, şiir gibi değil mi? Ama, Adanaspor aşkının kendisi bir şiir gibi değil mi!

Nisan 1st, 2008

Bir Adanapor-Tiy maçı idi. Yapı Meslek’ten arkadaş Şehmuz’la maça gidiyoruz. Stat hınca hınç dolu. Misafir Tarsus tarafı da öyle. Tarsus’ta Erkut zamanı, kafaya oynuyorlar. İyi bir takım kurulmuş. Bizde o zamanki 1.lig kadrosu; Feyzullah, Ümit ( ki o, Türkiye’nin görüp göreceği en iyi açıklarından biriydi. Ümit’i izleyenler hak verecektir.), Nejat, Kayhan, İsmail yani yok yok. İlk yarı 1-1. İkinci yarı yer değiştiriyoruz golleri yakından görmek için. Çocukluk işte… Ama Adanaspor’a tam inancımız ta o yıllara dayanıyor. 2. yarı başlıyor ve Tarsus peş peşe iki gol buluyor Memik ve Reşit’le. Skor 1-3. Ama o anlarda Adanaspor’un nasıl saldırdığı anlatılır gibi değil. Kimin attığını hatırlamıyorum, skoru 3-2′ye getiriyoruz. Derken bir frikik organizasyonu, Nejat topu yarım metre kadar havalandırıyor ve Feyzullah vuruyor, kaleci topu görmüyor: 3-3. Biz gol için yine bastırırken Memik soldan bir orta yapıyor güney kaleye, Reşit kafayla Tarsus’un 4. golünü atıyor. Eyvah derken biz, Tarsus da böyle biter diye sevinirken kendi kendilerine ( o zaman yanlarında başka takımın taraftarı yoktu.) müthiş Ümit sağ taraftan ceza sahasına giriyor, en az iki çalım atıyor bel kıranından, topu geçtiğimiz pazar Cem’in yolladığı yere çakıyor: 4-4. Belki o zaman 2 puan gidiyor; ama bize hala hatırladığımız bir maçın keyfi kalıyor ve en önemlisi o zamanki Tarsus taraftarlarının sadece takımlarını destekledikleri, kimselerin kontrolüne girmeden maçı hür iradeleriyle tamamladıkları bellek kaydına geçiyor…